“Enderci” deyip karalayacaklar yobazlar beş yüz yıl sonra…

humanevol3[1]

Alayı girmiş bir hummalı tartışmaya; “evrim gerçek mi değil mi?”, “Darwin ne ayak?” diye… Madem kafanız bunlarla karışık, gelin ben sizin aklınızı biraz daha alayım :D

Hiç çevrenizdeki insanların, her birinin farklı bir hayvana, bazen tümüyle, bazen sadece karakter, bazen ise aynı zamanda fiziksel özellikleri ile benzediğini düşündünüz mü? Sırtlan gülüşündeki sinsilik, sırtındaki kamburla bütünleşen leşçiler, düşünceli ve sarkık suratları, şişmiş gözaltı torbalarıyla, sırtlarındaki hörgüçte bir milletin vebalini taşıyan Arap binek hayvanlarını andıran padişah özentileri…

Ben evrime inanmanın ötesinde, Darwin’in “insan maymunun evrilmişidir” basite indirgenmiş teorisinden bir adım ileri gidiyorum ve bir zaman önce, bugün kestiremediğimiz ama genel eğilime uyarak “radyoaktif bir meteor çarpması” sonucu diye bir bahane uydurabileceğimiz bir nedenden, o an dünya üzerinde yaşayan ne kadar çeşit canlı varsa, hepsinden en mal olanları, kaçıp mağaralara, deliklere saklanamadıkları için kromozom sayılarını eşitleyen ve diğerlerine oranla çok hızlı evrmleşmelerine sebep olan bir “ışına”, “ses dalgasına” veya “dalgamotora” maruz kaldılar.

Bu öyle bir etkiydi ki, beyin hızla tabiatın dışında, hatta ona aykırı şekilde düşünme yöntemleri geliştirirken, tüylerde dökülmeye, ayağın yere basması yeterli, hatta hızlı koşabilmek için olmazsa olmaz “pati/parmak ucu”na basarak yürüyebilmek yerine, ilk ekleme kadar üzerine basmayı gerektirdi. E bu şekil yürümeyi zorlaştırınca biri “baba ben iki ayak üzerine kalkıyorum, valla böyle çok da rahat oluyor” deyiverdi.

Bu dünya dışı etki, kromozom sayılarını eşitliyor, uzuvlara şeklini veren kök hücrelerin benzer şekilde mutasyona uğramasına neden oluyordu ama, herkesin içindeki hayvanın detay özellikleri baki kalıyordu. Kısaca hepimiz, iki kollu, iki bacaklı, her el ve ayakta beşer parmaklıydık ama, ağız, burun, toto, göbek farklı kalıyordu. Mesela her ikisi de “ayı” kökenli olmasına rağmen, biri kıllı cüssesi, kalın boynu, kükreyen sesi ile “ayı” gibi, diğeri evrim esnasında aradığı balıkların peşinden suya salınan “deniz ayısı” gibi, on beş santim kalınlığında yağla kaplı, katmer katmer gerdanlı, burnu ağzına girmeye meyilli bir tip olarak evriliyordu.

Biri serçeden evrilip, köşe yazılarında serpiliyor, diğer kelaynaktan gelip, siyasette sönüyordu. Kimi kurt olmayı, kimi tilki kalmayı, kimi aslan, kimi gergedan takılmayı miras almışlardı atalarından.

En temel haliyle, benim “evrim teorim” budur. Arada yine döneriz bu konuya, detaylardan gerdanlık yaparız en parıltılısından. “Enderci” diye itilip kakılmaya, “Enderizm dinleri inkar etmektir” gibi ithamlara hazırsanız, buyrun burdan yakın :D

Ama ne var biliyor musun? Şu güzelim hayatının bir yerlerinde, birazcık olsun sorgulamayı seçtiysen, bunu ya da benzerini sen de düşündün kesin… Ama sen düşündün, ben yazdım!
O kadar da olsun farkım!

Leave a Reply