Archive for Teknoloji

internet yasağı ile temizlensinler diye biz kirleniyoruz!

Deep Web

Son zamanların karın ağrısı olan “internet yasağı” sorunsalına, bilmiyorum benden önce bakan oldu mu ama, başka bir açıdan bakmak ihtiyacı duydum bugün. Bir de ben bakayım, n’em eksik?

Birileri, memleketin dört köşesini ele geçirdikleri yetmiyor gibi, bir de bulandıkları çamur göze batmasın diye aydınlanmayı durdurmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Malum; el yordamı ile çamur bulan organlar, doğrudan malum organa bağlandı. Şimdi belki gözle kontrolden bi’şeyler çıkar endişesi diz boyunu aştı, eşşek kulağına kaçtı.

Nihayetinde, dediler ki, “yahu bu Internet denen hede hödö, sizin kendi başınıza kullanabileceğiniz bi’şe değil, size bir ‘big brother’ lazım ki, nasıl kullanıyorsunuz, ne okuyorsunuz, okuduklarınızdan ne anlayacaksınız, bilelim, erken müdahale edelim. Erken teşhis can, erken tespit mabadı kurtarır.

Eyvallah! Elimiz kolumuz bağlı, biri birine, biri ötekine, öteki berikine onaylattı, artık Internet’te dolanan potansiyel suçlular olduk.

Suça bulaşan olmayalım, bulaşırsak da üzerimize yapışmasın diye ne yapabiliriz dedim geçenlerde. Bir de baktım ki gayet yasal yollardan, amcalar kurmuşlar sistemi. Biraz çetrefilli filan ama, varsa yeterli hakimiyetin jargona, kuruyorsun sistemi, hooop giriyorsun Internet’in arka sokaklarına. Ya da kendi adıyla, derin ağa… Deep web denilen o izbe, karanlık aleme…

Aslında hakkını yememek lazım… 1996 ila 2001 arasında “bildiğin Internet” diyebileceğin, ama dünyanın çeşitli ülkelerinde bilgiye erişimin kısıtlanması ile, bilginin hasının çekildiği kuytuluk bir yer…

Ama sıkıntı şurda; böyle bir güneş görmeyen mekan yaratılınca, sadece bilgiyi kısıtlamalar olmadan paylaşamak isteyen, araştırmacılar, gazeteciler ve aktivistler sığınmamış bu mekana. Hani bizim gözümüzü korkutuyorlar ya; fetiş siteleri var, dilimin varmadığı porno siteleri var, yasal olmayan siteler var, sizleri onlardan koruyacağız diye… Asıl bu sitelerin hepsi, bizim bildiğimiz “yüzeysel Internet” üzerinden, buralara akmış. Muhteşem sansürsüz bilgi de var, başlığına baktığında kusmak istediğin de.

Internet’in yasalar çerçevesinde hareket eden kısmının özgürlüğünü kısıtlayınca, hepimizin yavaş yavaş kayacağı bu arka sokaklar, daha şimdiden uyuşturucu ve fuhuş çetelerinin eline geçmiş durumda. Bizler de cebi delik gazeteciler, araştırma görevlileri gibi, geneleve cam cama daire sakinleri olmak zorunda kaldık.

Ama bir şey diyeyim mi? Kötü ev sahibi adamı mal sahibi yapar derler ya! Hep merak ederdim, “yahu dilediğim her türlü bilgiye ulaşabildiğim o Internet’e ne oldu” diye! Şükür kavuşturana :)
Internet yasagiyla yerimizden ettiler, eski mekana geri döndük…

Nasıl girildiğini, nereden bulacağınızı başka yazımda anlatacağım…

iPhone 5 – Almaya değer mi?

iPhone 5 vs iPhone 4S

Evet, nihayet bir seneden daha fazla piyasaya sürülmesini beklediğimiz, önce yerine iPhone 4S modeli ile hüsrana uğradığımız, sonra da bu sene memlekete gelmesi için aylarca beklediğimiz iPhone 5 ülkemizin servis sağlayıcıları da dahil olmak üzere pazarda yerini aldı. Peki iPhone 5 – Almaya değer mi?

Biliyorum, daha kendi memleketinde piyasaya çıkar çıkmaz hakkında pek çok yazıldı çizildi. Ama hem inceleyelim hem hatırlayalım… Bu yazıyı yazarken şu yazı referans oldu, ama unutmayınız, bu yazının yazıldığı yerde iPhone 5 fiyatı 675 USD.

Öncelikle tasarım olarak incelmiş, bir miktar uzamış olarak gördüğümüz yeni modelde, telefonun altına alınan kulaklık girişi, yeni standarttaki şarj slotu ve farklı hoperlör çıkışları bu telefonu eski modelinden hemen ayırt edebilmemizi sağlıyor. Ayırt edilebilirlik, ucuz statünün ucuz karşılandığı medeni toplumlarda önemsenmeyebilir ama, bizim gibi kuaför çırağının annesinin bileziklerini bışak zoruyla sattırıp yeni telefonuyla mahallede caka sattığı toplumlarda önemli bir durum!

%18 daha hafif olan bu yeni modelin farkı hissettirdiği açık. Ama işe nankörüz ya, bir çok inceleyen de tıpkı benim gibi hafif telefon çakma telefondur hissiyatına kapılmış. Ne yalan söyleyeyim, iPhone 4S’in ağırlığı tam da güven-konfor dengesinin sınırındaydı.

Kullanıcıların büyük çoğunluğunun servet yatırdıkları telefonları kılıf ile kullandıkları ülkemizde, elbette Bond tarzı cam arka yüzün yerini alan klas görünümlü aluminyum kapak beklenen etkiyi bırakamayabilir. “Çizilmez mi?” endişesinin cam arka yüzden daha fazala olmaması gerek diye düşünüyorum. Bu arada düşme testlerinden de piyasadaki en etkili rakibinden çok daha yüksek anlar almış kendileri…

http://www.youtube.com/v/6M5q5TRuAsY

Teknik açıdan, çok fazla değişim olmasa da, hızıyla fark yaratacak bir teknoloji eklendiğini söyleyebiliriiz. iPhone 4S için çok gördükleri, iPhone 5 ‘ i bekledikleri LTE (Long-Term Evoluion) sayesinde hızın “uçtuğu” iddia ediliyor. Ki bence bu akıllı telefon seçiminde en önemlisi olmalı… Android piyasası için pek de yeni olmayan bu teknoloji, Apple’ın A6 işlemcisi ile birleşince ortaya akıllara zarar bir hız çıkmış. (Kimbilir iki sene sonra bu hıza ‘akıllara zarar’ dediğim için ne güleceğiz.)

Zaten bir süredir hepimizin haşır neşir olduğu iOS 6′nın özellikleri ile de birleşince fark yaratmış, tüm işlemler gerçekten akıcı olmuş.

Bu gayet hızlı karışım kendini en çok Google Maps’in yerini alan Flyover ile belirgin olmuş. İşlemci ve bağlantı hızı, ekran kaydırma esnasında render edilen modellerde farkını ortaya çıkarmış. Kalite ve odağı ile sabit kalan kamerasıyla da, %40 daha hızlı fotoğraf çekebiliyorsunuz.

Siri de bu karışım ile uçmuş diyorlar ama henüz Türkçe siri uzak, Ingilizce olanı da birçoklarına “anlamadım hemşerim” sempatisiyle yaklaşacaktır. Siri, benim “voice recognition” konusnda Android cihazları gördükten sonra Apple’dan beklediğim en büyük gelişme sahası, ama göreceğiz.

Sonuç olarak, ekran büyüklüğü, incelmesi ve hafiflemesi, gözardı edilmeyecek hız gelişimi ile iPhone 5 Amerika’da olsam değişsem mi diye düşünebileceğim bir model. (Ordaki arkadaş “değişmem” demiş.)

Ama Türkiye’de, piyasaya yeni çıktığı fiyatları ve ikinci el piyasasında telefon değerlendirmenin, bize özel “pasaport kayıt” sistemi ile harika bir panayıra dönüşmüş olmasından mütevellit, ben iPhone 5S veya iPhone 6 ‘yı beklerim. Elimdekinin başına bi’şe gelmezse :) Pasaportunuz müsait, getireniniz de varsa, Amerika fiyatlarından bir iPhone 5 alıp, eski iPhone 4S ‘inizi burda aynı fiyata yakın elden çıkarabilirseniz, durmayın alın derim…

Bir de unutmadan, herkesin hoşuna giden şu şarj slotunun küçülmesi olayı, beni bozdu çünkü evde eski tip slot ile çalışan bir çok aler ve sarj ünitesi var.

Umarım faydalı olmuştur, çok kısa bir süre inceleyebildiğim iPhone 5′i size yazılı kaynaklarla da destekleyerek anlatmaya çalıştım… Sevgiler…

Phorm – Bir taciz hikayesi

Big brother

Big brother

İlk olarak sosyalmedya.co aracılığı ile, olmadık anlarda karşıma porno sitelerin spamları gibi çıkıp “bu pencereyi kapattığın takdirde, sisteme dahil olursun” (ya da benzeri) bir söylemle açılan Internet Explorer penceresinin muhteviyatından haberdar oldum. Phorm – Bir taciz hikayesi de buradan yola çıkıyor.

Bundan bir kaç ay önceydi sanırım, henüz bilgisayarımı açmış, memleketimin o dünya devlerinden dört kat hızlı internet ağına bağlanmışken, açmak için tıklamadığım Internet Explorer’ın gezinti.com sitesi ile karşıma çıkması beni bir hayli şaşırtmıştı. Ben öyle karşıma çıkan pencereleri aceleyle kapatanlardan olamadım. Porno spam bile olsa, “nasıl oldu da açıldı” diye inceler, açılmasına sebep olan sayfa ile birlikte engellerim. Buna da aynı mantıkla yaklaştım, çünkü istem dışı açılan sayfa, istem dışıdır!

Dikkatli okuyunca gördüm ki, eğer sayfanın bir tarafında yer alan “bu hizmetten faydalanmak istemiyorum” bağlantısına tıklamaz ve bir çok orta seviye Internet kullanıcısının yapacağı gibi sayfayı kapatırsam “sisteme dahil” oluyordum. Phishing olarak da tabir edilen, gözden kaçması özellikle istenen saptırmalarla insanları dolandıran bir taktiğin içindeydim. (Sonradan bu işleyişin olması gereken hale döndüğünü de öğrendim.)

TTNet, Türk Telekom, Ayşe, Ahmet, Ingiliz, Turk, kim olduğundan, amacından ziyade, ilk öğrendiğim, sisteme -kendi ifadeleri ile- davet şekli etikten çok uzak bir yapıydı.

Anlamamış, sayfa tabanında yer alan “TTNet” ibaresi ile de çılgına dönmüştüm. Ben TTNet’ten zaten hiç hazetmediğim şekilde hizmet almak zorunda bırakılıyorken, bir de beni dolandırıcı yöntemleri ile asla istemeyeceğim bir sisteme dahil etmeye çalışması beni çileden çıkarmıştı. Kim oluyordu da, kiraladığım evin sahibi olduğu için odalarıma kamera koymaya kendinde hak görüyordu.

Benzetmeden devam edersek, kameraları güya benim isteğim doğrultusunda koyuyor, ancak açıklamayı “sen kapını açık bıraktığında evine gelen kamera montaj ekibini yakalayıp evden kovmazsan, gizli kameralar senin asla farketmeyeceğin şekilde evine yerleşecektir” diye de bana seçenek sunuyordu.

İşim gereği ağ trafiğimi kontrol etmeyi, TTNet saha elemanlarının keyfi port değişikliklerinden korunmak için, hızımı gözlemlemeyi mecburi bir alışkanlık edindim. Ancak Internet’in meshur hız kontrol sitelerinden speedtest.net ‘in Ping sürelerinden ve paket kayıplarından kıllanıyordum zaten, üzerine bir de bu “sistem” tanıtımı tüy dikmişti.

Ben o anda sistemin bir web uygulaması olduğunu düşündüğüm ve kendimce sağlıklı olarak engelledğimi düşündüğümden, arkadaşlarımı “aman diyeyim, şöyle bir açılan pencere ile karşılaşırsanız, ‘istemiyorum’ bağlantısını tıklamadan kapatmayın” diye uyarmakla yetiniyordum.

Sonra anladım ki, eyvay eyvah, sistem DPI adı verilen bir yöntem ile, web değil, IP tabanlı değil, direk altyapıya “çakılmış”. Hani şu 22 Ağustos Internet filtrelemesi gibi çağ dışı bağnaz dayatmalardan kurtulduğumuzu sanacakken, memleketin içme suyu borularının başına grip aşısının patent sahibini oturtmuşlar sanki…

Vay arkadaş, benim hakkım, hukukum, özgürlüğüm bu kadar mı ucuz ki, sen “bunu tüm dünyada yapıyollar, emme bunlar resmi yapıyor, bi de vergisini ödüyollar” diyerek benim gözümün baktığı yeri elaleme peşkeş çekebiliyorsun? Bu hizmetin sonucunda vergi alıyorsun da, bu vergi bana daha fazla demokrasi sağlamana mı yarıyor?

Gizlidir, güvenlidir, değildir, öyledir, değildir. Arkadaş sen insan haklarının egemen olduğu hangi ülkede, sisteme dahil olmayı varsayılan yapıp, “istemezsen çıkarsın” diyebilirsin? AB’de, web sitesi üzerinden eposta adresi toplayabilirsin ama bu kişilere onayları olmadan eposta bile gönderemezsin! Memlekette, örnekleyecek olursak, “sen vermediğin halde biz senin epostanı sisteme dahil ettik, farkına varıp itiraz etmezsen, biz bundan tonla para kazanacağız, epostalarında kirli çamaşırların varsa, o senin sorunun” denmektedir.

Konu ile daha geniş bilgiye aşağıdaki kaynaklardan ulaşabilirsiniz. Ama bence, toplumsal olarak halihazırda bir sürü dayatmaya maruz kalmışken, bilgiye erişme özgürlüğümüzü tepemize yerleştirilmiş bir kılıç gibi tehditle sınırlayan bu tür yaklaşımlara karşı tavizsiz olmalıyız…

Bir de, benim yakıştıramadığım, Turkcell, Vodafon, Borusan, Superonline gibi TTNet’en en azından yönetim olarak bağımsız kuruluşların, kendi hizmetlerinde de bu durumdan etkilendiklerini bildikleri halde abonelerini uyarmamış olmaları.

Phorm Türkiye yetkilisinin de basın bülteni yoluyla, kimseyle yüzyüze gelmeden yapmaya çalıştığı açıklama, “biz iyi niyetliyiz, rakiplerimizin oyunudur bu” havasında ve iç rahatlatıyor, “Internet bankacılığı gibi siteleri izlemiyoruz”! Paket takibi yap, tüm şifrelerimi de trafikten edin, ama bankadaki birikimime göz dikmediğin için müteşekkir olayım. E, iyiymiş…

Neticesinde, Phorm, bir şirket… Şirketler, farklı ülkelerde, o ülkelerin düzenlemelerine göre faaliyet gösterirler. Düny açapında 90 milyar dolarlık pastadan pay kapma çabasındaki şirkete “nasıl yaparsın” demem! Ama vatandaşını bu psatadan paya karşılık satan tekelci zihniyete “çüş” derim!

Benim detaylı bilgim olmadan, seçeneklerim açıkça önüme konmadan, bilgi paylaşma hakkıma konan takibat da, benim için tacizdir…

Benim de keyifle okduğum ve daha detaylı bilgi edinebileceğiniz adres:
http://www.ozguruckan.com

Kaynaklar:
http://sosyalmedya.co/phorm/

http://sosyalmedya.co/phorm/

Phorm Ticari Aktiviteler.pdf

Sisteme dahilseniz öğrenme ve iptal etme adresi:
http://www.gezinti.com/hesabim

Sosyal medya, neden hayatımızı tehdit eder hale geldi?

Sosyal medya, neden hayatımızı tehdit eder hale geldi?

Sosyal medya, neden hayatımızı tehdit eder hale geldi?

 

Geçenlerde okuduğum bir makalenin içeriği idi bu. Sosyal medya, neden hayatımızı tehdit eder hale geldi?  Vibhu Nordby The Next Web sitesindeki yazısında çok hassas bir gelişmeye dikkat çekmiş. Bu yazım bir çeviriden ziyade, onun görüşlerini kendi bakış açım ile paylaşma amaçlı…

Sosyal medya, kelimenin tam anlamıyla, gücün odağını yavaş yavaş ama giderek ivmelenen bir şekilde kaydırıyor. Bugün “büyük adam” dediklerimizin elindeki “yön verme” gücünün bir kısmı, bugün sıradan vatandaşın eline geçmiş durumda. Almanya’yı İkinci Dünya Savaşı’na sürükleyen Hitler’in meydanlarda büyük zahmetlerle gerçekleştirdiği “Propaganda” bugün sandalyesinden kalkma zahmetine girmeyen bir Twitter fenomeni için tek tıklamayla mümkün…

Bu güç kayması, aslında sosyal dengeyi, sosyal adalet ve demokratik ortamı sağlaması açısından iyi gibi görünse de, meslektaşım Vibhu’nun endişesi, bu güce sahip olanların bunu gücü az olanlara karşı şiddet uygulamak için kullanabilmeleri ihtimali… Ki ben bunu gayet açık görebiliyorum. Bugün bile, takipçilerine “vur emri” çıkaran fenomenlere rastlamak mümkün. Sosyal medya linci de eski çağların insan taşlamasından farksız. İlk taşı atanın vicdanına kalmış bir durum…

Artık içerik sağlama, çığrından çıkmış durumda… Eskiden içerik yaratabilmek için bilgi, birikim ve yazı yazabilme yeteneği gerekirken, bugün 140 karaktere özensiz sığdırabildiğin sabah kahvaltısı menün içerikten sayılıyor. Hatta makbulü bile denebilir.

Daha kötüsü, insanlar umarsız bir paylaşım çılgınlığına kapılmışken, bu gücün devlerinin, hassasiyetten yoksun tanımlamalarla insanları sınıflandırmaları. “doin’ 105 on 105″ örneğinde olduğu gibi, sigorta şirketi bir gencin surprimini 105 no’lu otoyolda 105 mil ile seyrettiği için artırırken, bunların aslında bir şerkının sözleri olduğunu unutabilirler.

Sosyal paylaşım siteleri, eskini aksine, varsayılan paylaşım ayarlarını ‘halka açık’ hale getirmekle, bilinçsiz kullanıcıları hedef haline getirmekte. Bu kargaşada iz bırakmamak ya da izlerini silmek isteyenler için ise, yazılan yorumları silmeyi reddeden site örnekleri mevcut.

Kısacası okurlarım, kişisel bilgilerimiz elde edildikçe, bu bilgileri kullanma ihtimali olanların profili değiştikçe, bir önceki yazımda yer alan videoda olduğu gibi son derece savunmasız kalmamız mümkün…

Bir sonraki yazımda ise, ne kadar sakınırsak sakınalım, bu bilgilerin otoriteler eliyle nasıl peşkeş çekildiğine dikkat çekeceğim.

Daha korkmayın, bu kadar değil… ;)

Teknoloji ile ilgili çok derine inmeden, durumumuzu görelim mi?

Teknoloji ile ilgili çok derine inmeden, durumumuzu görelim mi?

Önce şu aşağıdaki videoyu izleyip, ne durumdayı iyice bir anlayalım, ne dersiniz?


Link

Bu görüntülerden sonra, devam niteliğindeki yazıları okumak daha ilginç gelecektir. Teknoloji ile, daha doğrusu Internet ile her geçen gün çok daha iç içe olduğumuz bir dünyanın bize ne gibi sürprizler getireceğini anlamak zor olmasa gerek… Aşağıda bir sonraki yazımdan kıs bir bölüm bu video ile direk ilgili!

Bu güç kayması, aslında sosyal dengeyi, sosyal adalet ve demokratik ortamı sağlaması açısından iyi gibi görünse de, meslektaşım Vibhu’nun endişesi, bu güce sahip olanların bunu gücü az olanlara karşı şiddet uygulamak için kullanabilmeleri ihtimali… Ki ben bunu gayet açık görebiliyorum. Bugün bile, takipçilerine “vur emri” çıkaran fenomenlere rastlamak mümkün. Sosyal medya linci de eski çağların insan taşlamasından farksız. İlk taşı atanın vicdanına kalmış bir durum…

Artık içerik sağlama, çığrından çıkmış durumda… Eskiden içerik yaratabilmek için bilgi, birikim ve yazı yazabilme yeteneği gerekirken, bugün 140 karaktere özensiz sığdırabildiğin sabah kahvaltısı menün içerikten sayılıyor. Hatta makbulü bile denebilir.

Daha kötüsü, insanlar umarsız bir paylaşım çılgınlığına kapılmışken, bu gücün devlerinin, hassasiyetten yoksun tanımlamalarla insanları sınıflandırmaları. “doin’ 105 on 105″ örneğinde olduğu gibi, sigorta şirketi bir gencin surprimini 105 no’lu otoyolda 105 mil ile seyrettiği için artırırken, bunların aslında bir şerkının sözleri olduğunu unutabilirler.